Ofiste saat 18:00 oldu. Bilgisayarı kapatıp çıkmak üzeresiniz ama bir suçluluk duygusu hissediyorsunuz çünkü ekip arkadaşlarınız hâlâ harıl harıl çalışıyor. Tanıdık geldi mi?
Dünya genelinde çalışma kültürü, ülkeden ülkeye dramatik farklılıklar gösterir. Bir yanda “ofiste sabahlamak” ile övünen kültürler, diğer yanda saat 17:00’de işi bırakmayı yasal bir hak olarak görenler.
Bugün Dünya Özeti merceği altına iki ekonomik devi alıyoruz:
Asya’nın teknoloji ve disiplin simgesi Japonya ve Avrupa’nın sanayi motoru Almanya.
İkisi de dünyanın en büyük ekonomileri arasında. İkisi de mühendislik ve üretimde zirvede. Ancak iş “nasıl çalıştıklarına” gelince, birbirlerine gece ve gündüz kadar uzaklar.
Veriler bize şu can alıcı sorunun cevabını verecek: Daha uzun saatler çalışmak, gerçekten daha başarılı olmak anlamına mı geliyor?

1. Raund: Ofiste Geçen Saatler (Kimin Işığı Daha Geç Sönüyor?)
İlk durağımız OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) verileri. Bir çalışanın yıl boyunca ofiste/işte geçirdiği ortalama toplam saati incelediğimizde, uçurum netleşiyor.
(Buraya OECD “Average annual hours worked” verisini gösteren bir karşılaştırmalı Sütun Grafiği eklenmeli)
• Japonya: Yıllık ortalama çalışma saati genellikle 1.600 – 1.700 saat bandında seyrediyor. Ancak bu resmi rakam. Japonya’da “fazla mesai” (zan-gyo) kültürü o kadar derin ki, kayıtlara geçmeyen saatler bu rakamı çok daha yukarı çekiyor. Hatta “Karoshi” (aşırı çalışmaktan ölüm) diye bir kelimeleri bile var.
• Almanya: Listenin diğer ucunda yer alıyorlar. Yıllık ortalama 1.350 saat civarında çalışıyorlar. Bu, OECD ülkeleri arasındaki en düşük rakamlardan biri.
İlk Bakışta Sonuç: Bir Alman işçi, bir Japon mevkidaşına göre yılda neredeyse 1.5 ay daha az çalışıyor.
Peki, bu durum ekonomik çıktıya nasıl yansıyor? İşte paradoks burada başlıyor.
2. Raund: Verimlilik (Bir Saatte Kim Daha Çok Değer Üretiyor?)
Eğer Japonlar çok daha fazla çalışıyorsa, çok daha zengin olmaları gerekir, değil mi? Veriler öyle demiyor.
“Verimlilik”, bir işçinin bir saatlik çalışması karşılığında ülkenin Gayri Safi Yurtiçi Hasılasına (GSYİH) kattığı dolar cinsinden değerdir.
(Buraya OECD “GDP per hour worked” verisini gösteren bir karşılaştırmalı Çubuk Grafik eklenmeli)
Verilere baktığımızda tablo tersine dönüyor:
• Almanya: Çalışılan saat başına üretilen değer çok yüksek (Örn: Saat başına ~65-70$ civarı). Az zamanda çok ve kaliteli iş üretiyorlar.
• Japonya: G7 ülkeleri arasındaki en düşük verimliliğe sahipler (Örn: Saat başına ~45-50$ civarı). Çok uzun saatler ofisteler ama bu saatlerin ekonomik karşılığı Almanlara göre düşük.
Verinin Anlattığı Hikaye: Almanlar, Japonların 10 saatte yaptığı işi, verimli çalışma yöntemleriyle 7-8 saatte tamamlayıp evlerine gidiyorlar.
Kültürel Arka Plan: Neden Böyle?
Veriler sonucu gösterir, nedenini anlamak için kültüre bakmalıyız:
• Japonya’daki “Presenteeism” (İşte Görünme) Kültürü: Japonya’da patrondan önce işten çıkmak saygısızlık olarak görülür. İşiniz bitse bile masanızda oturmanız beklenir. Bu durum, verimsiz geçen uzun saatlere ve yorgun bir iş gücüne yol açar.
• Alman Disiplini (“Ordnung”): Alman iş kültüründe, mesai saatleri içinde iş dışı konularla (uzun kahve molaları, özel telefon görüşmeleri) ilgilenmek hoş karşılanmaz. Odaklanarak çalışırlar ve saat dolduğunda işi bırakırlar. Onlar için dinlenmiş bir zihin, yorgun bir bedenden daha değerlidir.
Sonuç: Nicelik mi, Nitelik mi?
Dünya Özeti olarak bu karşılaştırmadan çıkardığımız veri odaklı ders net:
Masada ne kadar oturduğunuz değil, o sürede ne ürettiğiniz önemlidir.
Almanya örneği, güçlü bir ekonomiye sahip olmak için insanların hayatlarını işe adamaları gerekmediğini, doğru sistem ve çalışma disipliniyle hem refahın hem de özel hayatın mümkün olduğunu kanıtlıyor.
Japonya ise bu verimsizlik sorununu çözmek için son yıllarda ciddi reformlar yapmaya çalışıyor, çünkü yaşlanan nüfusla birlikte bu tempo sürdürülebilir değil.
Sizin Verimlilik Karneniz Nasıl?
Sizce Türkiye’deki çalışma kültürü Japonya’ya mı daha yakın, yoksa Almanya’ya mı? Günde kaç saatiniz gerçekten verimli geçiyor? Yorumlarda tartışalım.

Yorum bırakın